Bizans döneminde Forum Taori (Boğa Meydanı) olarak anılan şimdilerde Beyazıt Meydanı olarak adlandırdığımız meydandadır. 2. Beyazıt tarafından 1505 yılında yaptırılmıştır. Mimarının kim olduğu konusu bugün de tam bir kesinlik kazanmamakla birlikte, Yakubşah bin Sultanşah, Hayrettin ve Kemalettin isimlerinden biridir.
Caminin olduğu yerde Bizans döneminde Hagios Anastasios Kilisesi olduğu söylenir.

Murat Belge Külliye ile ilgili şunları yazmış “Fatih’in kendi anıtsal camii yıkılıp yeniden onarıldığı için, fetih sonrası Osmanlı cami mimarisinin değişmeden kalmış ilk büyük örneği budur. Osmanlı devleti, İstanbul’un fethiyle ciddi bir imparatorluk statüsüne yükselmiş, Roma’dan kalma bu kente yakışır azamette bir imar faaliyetine girişilmişti. Daha önce Osmanlı mimarları gerçekten güzel camiler inşa etmişlerdi. Ama bu camilerin planlarından, çok daha anıtsal binalara geçmek kolay değildi. Bu bakımdan Bayezid Camii önemli bir geçişi temsil eder. Bu geçişte Ayasofya’nın model olarak kabul edilmesi de şaşırtıcı değildir. Ayasofya etkisi özellikle kubbenin düzenlenmesinde belli olur. Ana kubbenin doğusunda ve batısındaki yarım kubbeler aynı mimari tasarımın ürünüdür. Buna karşılık, Ayasofya’daki gibi merkezi ağırlığı çok sayıda sütuna dağıtmak gibi bir çözüm düşünülmemiş, sadece dört köşeli dört sütun kullanılmıştır. Daha sonraki Osmanlı cami mimarisi bu yöntemi sürdürür ve merkezi mekânı genişletir. Bu özellikleriyle Bayezid Camii Osmanlı mimarisinin gelişmesinde çok önemli bir adımdır.”
Aslında yapı cami, aşhane, türbe, sıbyan mektebi, medrese, tabhane, han ve hamamdan oluşan oldukça büyük bir külliye idi. Cami İstanbul’da selatin camileri arasında orjinal kalabilmiş en eski yapıdır. Ayrıca minare açıklığı (79 metre) en fazla olan camidir. Minarelerinden sahaflar çarşısına bakan taraftaki 19. yüzyılda tekrar inşa edilmiştir. Diğer minare dönemine aittir.


Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde cami ile ilgili şu hikaye anlatılır: ”Bu caminin temeline başlandığında mimarbaşı, ‘Padişahım mihrabı nice koyalım?’ diye sorunca Sultan Bayezid-i Veli, ‘Ayağım üzere bas’ der. Sultanın ayağı üzere basınca Kabe-i Şerif’i gören mimar, hemen Bayezid Han’ın ayağına yüz sürüp, ilk olarak caminin mihrabını yapar. Yapı tamamlandıktan sonra ilk cuma namazında Sultan Bayezid, ‘Her kim ikindi ve akşam namazlarının sünnetini ömründe terk etmemiş ise o imamlık etsin’ dediğinde cemaatte bu vasfı taşıyan bir adam çıkmayınca Sultan Bayezid ‘Elhamdüllillah seferde ve hazarda uzun müddet ömrümüzde biz bütün sünnetleri terk etmedik’ diyerek namazı kendisi kıldırır.”


Orta kapı, kubbe ve mihraptaki yazıları önemli bir hattat olan Şeyh Hamdullah yazmıştır. Şeyh Hamdullah 2. Beyazıt’ın şehzadeliği döneminde Amasyadan arkadaşıdır. Okçuluk hususunda usta olan Şeyh Hamdullah’ın iyi ok atmasının nişanesi olan bir anıt dikilmişti Okmeydanı’na. Yine aynı zat Hattatların piri sayılır. Mezarı Karacaahmettedir.
Ayasofyadan sonra protokol camii olarak Beyazıt Camii kullanılmıştır. Bu yüzden cuma günleri imam tarafından kılıca dayanarak hutbe verilir(di). Caminin harita üzerindeki yerini görmek için tıklayınız.

Yine Abdülhamit Han albümünden 2 adet fotoğraf… Freres ve Kagopoulo’ya ait.

 Ve birkaç gravür…