En geniş yeri 750 metre olup doğusu, güneyi be batısı falez halindedir. Çınar (115 m), Manastır (93 m) ve Teşvikiye (115) tepeleri bulunmaktadır. Ağaçları en az, fakat denize girme olanakları en fazladır. Çok az rıhtım yapıldığı için denizle kucaklaşması, çevre yürüyüş yollarını romantizm içinde tutar. Deniz kıyısı boyunca kahve ve lokantalar sıralanır.

Adanın ilk çağlarındaki hayatı hakkında fazla bilgi yoktur. Ancak Bizans dönemine ait (Gustave Sclumberger’in ‘’Les Iles Des Princes’’ adlı incelemesi başta olmak üzere) kayıtlar bu dehşetli günleri yansıtmaktadır.

1182’de Yunanlıların Latinleri katlettikleri sırada, birkaç bin olan Ada halkı, korkudan gemilerle kaçmış, köyünün büyük bir bölümü yakılmıştır (1204 tarihinde IV. Haçlıların İstanbul ve civarına yerleşmeleri 55 yıl sürmüş, buralarda Latin imparatorluğu kurulmuştu).

1204’de Latinlerin, 1302’de Elbe korsanlarının yağmasına uğrayan ada daha sonra Venediklilerin saldırısına hedef olmuştur. Akdeniz korsanları adayı yağma etmiş, halkın çoğunu öldürmüşlerdir. 1545 yılında adayı gezen Fransız gezgin Pierre Giles o tarihlerde meskun olduğunu kaydetmiştir (Literatürde Gilius olarak da geçmektedir). Ancak, köy daha sonra bilinmeyen bir tarihte yıkılmıştır. Bugünkü yerleşimin 19. yüzyılın ortalarında başladığı kabul edilir.

1900'lü yılların başında Kınalıada

1900’lü yılların başında Kınalıada

Kınalıada İsmi

İstanbul’dan gelişe göre ilk ada olmasından dolayı ‘’Proti’’ denirdi. Fetih’ten sonra kırmızımsı (demir oksitli) toprağından dolayı Kınalıada ismi verilmiştir. Manastırın yakınındaki taşlardan dolayı ‘’Akonitis’’ de denilmiştir (De Urbitus, Amsterdam. 1578, R. Janin, Constantinople).

Bin yıl boyunca ada nüfusunun inişli çıkışlı bir grafik çizdiği görülmektedir. Adanın Bizanslılar zamanında yerleşim yeri güneydoğudaki iç limanın arkası idi (bugün doldurulmuş durumdadır). 1934 yılı Şehir Rehberi’ndeki haritasına bakıldığı zaman 45×75 metre boyutlarındaki 3375 metrelik küçük koy adanın güzel bir lidosu olarak görülmektedir.

Kınalıada Bizans devrinde de bugünkü gibi çıplak, ağaçsız olmasından dolayı mahkumların kaçma ihtimaline karşı daha kolay görülebilmesi ve de en yakın ada olmasından dolayı en çok sürgün gönderilen yerdi.

Kınalıada, içindeki tüm dini yapıları ve bunlarla bulunan eşya ile birlikte (16. yüzyılın ilk yarısında) 3250 kuruş karşılığında Kalhedon (Kadıköy) metropolitliğine satılmıştı. Metropolit buradaki manastırı kilisesine bağlamış, fakat 1748’de Nicomedie (İzmit) metropoliti olunca, daha sonra III. Joannice namıyla İstanbul patriği olan (Heybeliada Aya Yorgi Manastırı dolayısıyla kaydettiğimiz) J. Karaca’ya satıyor. Kınalıada’daki papazlar da, diğer adalarda olduğu gibi manastır ve kilisenin etrafındaki boş alanları ekip biçerler, yiyeceklerini buradan karşılarlardı.

Doğu Roma / Bizans İmparatorları I. Mikael Rangabe (811-813), I. Romenos Lekapinos ve V. Leon ve ailesi ile Genaral Vartanios, Kınalıada tarihinde önemli roller oynamışlardır.

Adaya ilk yerleşen Ermeniler Anglikan Protestan mezhebinden idiler. Yerleşmelerin nedeni siyasiydi. Bunlar İstanbul ve Anadolu’da İngilizler tarafından teşkilatlandırılmışlardı. Görüldüğü gibi Kınalıada bilinen tarihi içinde mülkiyet ve halkı bakımından çok çeşitli evrelerden geçmiştir.

Kınalıada...

Kınalıada’da Kayda Değer Yapılar ve Tesisler

Kınalıada Camii

1965 yılına kadar Kınalıada’da cami yoktu. Bu ihtiyacı karşılamak için (1955-1956 yılları arasında) Karaköy Meydanı istimlakında yıktırılan Kemankeş Mustafa Paşa’nın küçük camiinin taşları Ada’ya getirilmiş. Fakat inşaatı on yıl boyunca gerçekleştirilemeyince, şimdiki modern cami inşa edilmiştir. Bahçe duvarlarına yer yer Kemankeş Camii’nin taşlarının bir kısmı hatıra olarak konulmuştur. Mimarı Turhan Uyaroğlu’dur.

Panayia Kilisesi

Rumların cemaat kilisesidir. Çarşının arkasındaki sokaktadır. Kazılardan çıkan, bir kısmı hala bahçesinde duran mermer kalıntılara göre, Bizans döneminin şöhretli ‘’Aşağı Manastırı’’ nın devamı olduğu kabul edilmektedir. Çağlar içinde adanın sakinlerinin ekseriyetini Rumlar, Ermeniler, Türkler oluşturmuştur. Halen Süryaniler ekseriyettedir. Yerli nüfusu (kışın) 2500’dür.

Manastırlar / Sürgünler

Kınalıada tarihinde manastırlarla ilgilenen ilgili Bizans İmparatorları Romanos I. Lakapenos, Leon Armenien ve Romanos IV. Diogenis’dir. Batı ve Osmanlı literatüründe Romen Diyojen olarak geçen Romanos IV. Diogenis’in hayatı, Kınalıada, Bizans, Selçuklu tarihlerinden ibretli sayfalardır.

Yukarı Manastır’ın kurucusu R. Diogenis’tir. Bu manastır V. Leon Armeni’nin mezarının bulunduğu yerde, zamanımıza kadar birkaç defa yıkılıp yeniden yapılmıştır. En önemli yapısı Romanos IV. Diogenis tarafından yapılmıştır. O da dostlarının ihanetine kurban gitmiştir. Diogenes’in manastırı son şekliyle ‘’Hristos’’ (Metamorfozis / Transfigürasyon) ismiyle anılmaktadır. Manastır adanın en yüksek noktasında kurulmuştur.

Romanos Diogenes 1071’de, Anadolu’ya giren Selçukluları durdurmak için büyük bir ordu düzenlemiş, kuvvetli mancınıklar yanına almış olmasına rağmen, Malazgirt Ovası’nda strateji hataları yaparak, Alparslan’a mağlup olmuştur. Hacı olmak üzere Kudüs’e gitmiş; bu fırsattan yararlanan kimseler tahtını elinden almak için feci bir plan hazırlamışlardır. İzmit’e geldiği zaman, bir manga asker üzerine çullanarak gözlerini oymuş sonra bir kayığa konulup Kınalıada’daki adı geçen manastırına atılmıştır. Gözlerinin yarası bakımsızlıktan onu kısa zamanda ölüme götürmüştür. Kendi yaptırdığı manastıra gömülmüştür. Bu manastıra sürgün edilenler arasında Leon Fokavarda, Nikoforos Votonyatis de vardır.

Zamanımızda diğer imparator ve ailelerine ait lahitler kaybolmuş bulunmaktadır. Ancak mahzeninde tozla karışmış bakiyeleri vardır. Manastır 19. yüzyılda hayırseverler tarafından onarılmıştır. Bugünkü şeklini kazandıran son onarım, 1909’da ölen ve kilisenin hemen yanında anıt mezarı olan fabrikatör, askeri iaşe (yiyecek) mübayaacısı (müteahhidi) Simonaki Sinyosoğlu tarafından gerçekleştirilmiştir. Burası uzun zamanlar İstanbul Rum cemaatinin kızlar yetimhanesi iken, bir bölümünde de 1924 yılında Rus kızları için İngiliz yetimhanesi yapıldı.

Su sağlamak için onarılan Bizans sarnıçlarının sonuncusunun antresinde 50 metre uzunluğunda bir duvar bulunmaktadır. Bu duvar, Romanos Diogenis tarafından yaptırılan manastırdan kalan yegane parçadır.

Hristos Manstırı hakkında Patrik II. Sphonis (1774-1780) tarafından yazılmış bir mektup bulunmaktadır. 1778 tarihli mektupta manastırın giderlerinin Galata’da oturan Riolu (şimdiki Sakızadalı) tüccarlar tarafından karşılandığından bahsetmektedir. Buradaki durum çok ilginçtir. 3250 kuruş karşılığında manastır, içindeki eşyaları ve Kınalıada ile birlikte Kalkedon (Kadıköy) metropolitliğine satılıyor.

1748’de manstırı, Jeannice Caraca satın alıyor. J. Caraca, Joannice III unvanı ile İstanbul patriği olmuştur. O da 2500 kuruş karşılığında, imanın yüksek memurluğunu yapan Portari Diamanti’ye, Diamanti de manastır üzerindeki haklarını Prens Alexander Hipsilanti’ye satıyor. Prens Manastırı tamir ettiriyor, etrafına ağaçlar diktirip bir de bağ oluşturuyor (Alexandre Buduris. Kınalıada ve Manastırları). Manastır 19. yüzyılın başlarında tahrip oluyor. 20 Şubat 1807 tarihinde bir İngiliz filosu on gemi ile adanın önüne geliyor. Buradaki olaylarda manastır zarar görüyor. Hipsilanti’nin bütün gayretlerine rağmen, bundan sonra manastır parlak bir yaşam görememiştir.

İşte bu sıralarda (İstanbul gezgin ve yazarlarından) Charles Pertusier adayı gezdiğinde, manastırı diğer adadakilerden daha zayıf durumda bulmuştur. 1845 yılından sonra sadece Grekler tarafından ziyaret ediliyordu.

Hipsilanti tarafından desteklenen Yunan Bağımsızlık Savaşı’ndan (1821-1829) beri Patrşkhane Manastır üzerindeki haklarını yeniden kazanmışsa da, adaya Ermenilerin yerleşmesini önleyememiştir. Günümüzde manastır binaları birkaç misafiri daha çok yaz aylarında barındırmakta, canlılığını kaybetmiş vaziyettedir.

Sarnıçlar

Kınalıada’da Bizans döneminden kalma üç sarnıç vardı. Bunlar, köşk ve manastırlardaki küçük sarnıçlarla adanın su ihtiyacını karşıladı. Sarnıçlar kırk sene önce kullanılır durumdan çıkmış, tankerle karşı yakadan su getirilmiş, 1996 yılı sonundan itibaren de deniz altı borusu ile şehir suyu sağlanmış bulunmaktadır.